26 Şubat 2018 Pazartesi

HÜSEYİN ALEMDAR




(1 Mart 1962, Araklı / Trabzon - )


       Ayşe Hanım ile film yapımcısı Mehmet Alemdar’ın oğlu. Şair Serap Aslı Araklı'nın babası. İlk ve ortaöğrenimini Araklı’da (Araklı Lisesi) tamamladı (1980). Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Babasıyla birlikte sinema sektöründe senaryo yazarı, yönetmen yardımcısı, kast sorumlusu ve yapım koordinatörü olarak çalıştı (1983-1992). Aralıklarla ofis yönetiminden editörlüğe, yayıncılıktan reklamcılığa, hayvancılıktan seracılığa çeşitli işlerde çalıştı. Varlık ve Tasarım dergilerinde düzeltmenlik yaptı. 2004 yılından bu yana, bir reklam ajansında düzeltmen olarak çalışıyor. İstanbul ve Gebze’de yaşıyor, evli, üç kız babası.
       Şair ve sinemacı Orhon Murat  Arıburnu anısına 1990 yılından bu yana şiir, sinema ve fotoğraf  dallarında 15 yıl düzenlenen Arıburnu Ödülleri’nin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlendi. 1995 yılında Hera Şiir Kitaplığı’nı kurdu ve editörlüğünü yürüttü. Ellinin üzerinde kitap yayımladı. TYS, Edebiyatçılar Derneği ve Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (SESAM) üyesi.
       Cemal Süreya Kültür Derneği’nde kuruculuk, Cemal Süreya Şiir Ödülü’nde ödül sekreterliği yaptı.
       Araklı Lisesi’nde okurken “Esmerim” adıyla iki defter dolusu ölçülü-uyaklı şiir yazdı. Daha sonra Murat Tuncel’in yönettiği “Gebze Uyanış” gazetesinde şiirleri yayınlanmaya başladı. İlk şiiri ‘Rıhtım’ 1982 yılında Kasımpaşa Subay Orduevi’nde askerlik görevini sürdürür­ken Oluşum dergisinde çıktı. İlk dönem şiirleri Hürriyet Gösteri, Yaba ve Kemal Özer’in yönettiği dönemde Varlık dergisinde “Her Sayı Bir Ozan” başlığı altında yayınlandı. İlk senaryosu ise başrolünü Müslüm Gürses’in oynadığı “Yıkıla Yıkıla” adlı bir Yeşilçam filmidir (1986). Şiirleri, yazıları ve söyleşileri  1982 yılından bu yana Absent, Ada, Adam Sa­nat, Akatalpa, Amanos Edebiyat, Aydınlık, Aydınlık Kitap, Bahçivan, Bireylikler, Birgün, Broy, Caz Kedisi, Cumhuriyet Kitap, Çağdaş Türk Dili, Çıkın, Deliler Teknesi, Deve, Dize, Dönemeç, Edebiyat Ortamı, Esmer, Fora, Göçebe, Hayâl, Hayvan, Hece, Hürriyet Gösteri, Kasaba Sanat, Keşke, Kuşak Edebiyat, Mavi Yeşil, Mesken, Milliyet Sanat, Mor Taka, Mühür, Oluşum, Öküz, Öteki-siz, Parantez, Poetik’us, Poyraz, Radikal Kitap, Sincan İstasyonu, Şairin Atölyesi, Şehir, Şiir Odası, Şiir Ülkesi, Şiir-lik, Şiiri Özlüyorum, Uç, Ünlem, Varlık, Yaba, Yasakmeyve, Yaşasın Edebiyat, Yazko Edebiyat, Yedi İklim, Yeni Biçem, Yeni Düşün, Zarf vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı. Uç, Öküz ve Hayvan gibi dergilerde yayımlanan sinema ve vefa şiirleriyle dikkat çekti. 2005-2007 yılları arasında ise Esmer dergisinde düzenli olarak doğu, vakit ve ölüm üzerine şiirler yazdı.  
      Şiirlerinde aşk, ayrılık, hüzün, ölüm ve yalnızlık gibi temaları coşkulu bir dille işledi. Son şiirlerinde Yeşilçam filmlerinin ve hayatında önemli bir yer tutan artistlerin dünya­sını  hüzünlü ve incelikli bir anlatımla yazmaya çalıştı.
      Ödülleri: “Toplanmış Sevgi Ölüleri” adlı şiir kitabıyla 1985 Akademi Kitabevi Şiir Başarı  Ödülü’nü, “Cemal Süreya İçin On Beş Prelüd” adlı dosyasıyla 1990 Yunus Nadi Ödülleri kapsamında bir kez verilen Cemal Süreya Jüri Özel Ödülü’nü, "Vakitler İncelikler" adlı dosyasıyla 2007 Attila İlhan Şiir Ödülü'nü kazandı.
      Yapıtları:
      Şiir kitapları:
& Toplanmış Sevgi Ölüleri  (1986, Broy Yayınları, İst., 62 s.)
& Gecede Gülümseme (1987, Cem Yayınevi, İst.)
& Aşk ve Prelüdler (1993, Broy Yayınları, İst., 80 s.)
& Ten Kitabı (1998, Hera Şiir Kitaplığı, İst., 88 s.)
& Hüzün Kitabı (1999, Hera Şiir Kitaplığı, İst., 80 s.)
& Sinema Kitabı (1999, Hera Şiir Kitaplığı, İst., 80 s.) 
& Vakitler İncelikler (2007, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İst., 96 s.)
& Şifalı Taşlar Kitabı (2014, Noktürn Yayınları, İst., 72 s.)
       Monografi Kitapları:
& Kalpzaman Yeşilçam (2010, Heyamola Yayınları, İst., 150 s.)
       Katkıda Bulunduğu Kitaplar:
& Biyografya 8: Türkan Şoray (“Türkan Şoray İçin Yedi Güzelleme” adlı şiiriyle; 2009, Bağlam Yayıncılık, İst., 200 s.)
& Karadeniz Kitabı - Yağmur Ülkesinde Çocuk Olmak (Yayına Hazırlayan: Şeref Bilsel; 2015, Yitik Ülke Yayınları, İst.)
      Kaynaklar:
A  Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi , 2. Cilt, 2001, YKY, İst., Cilt I, s. 70
A  Mehmet H. Doğan, Yüzyılın Türk Şiiri ( 1900- 2000 ) 3. Cilt, 2001, YKY, İst., III. Cilt, s. 341-345
A  Şükran Kurdakul, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, 6.Baskı, 1999, İnkılap Kitabevi, İst., s. 57
A  Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, 19. Baskı, 2000, Varlık Yayınları, İst.,s. 36
A  Yılmaz Odabaşı, 1975- 2000 Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi, 2000, Scala Yayıncı­lık, İst. ,s. 515-517
A  Metin Celal, Türk Edebiyatından Aşk Şiirleri Antolojisi, 2001, Alfa Yayınları, İst.,s. 190-191, s. 401
A  Abdullah Özkan- Refik Durbaş, Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi, 5 Cilt, Bo­yut Dosya Yayınları, İst., 5. Cilt, s: 1200-1201
A  Mehmet Çetin, Tanzimattan  Günümüze Türk Şiiri Antolojisi, Cilt 4, Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 3. baskı: 2002, Akçağ Yayınları, Ank., s. 211-214


Şiirlerinden Seçmeler:

YÜZÜMDE TAŞIRKEN

Yalnızım diyorsam yalandır!
annemin elleridir
yüzümdeki kara gölgeyi aralayan
      sekiz numara kardeşimdir
      eskiyen oyuncaklarıyla oynayan
      yokolan çocukluğumu isteyen benden.

Yalnızım diyorsam yarısı yalandır!
ablamın hüznüdür yanıbaşımda oturan
yüreğini yaban sevgilerle talan eden
körpe acı bir sevinin yazıntılarıdır
masamın üstündeki kâğıtlardan kanayan

Yalnızım diyorsam düpedüz yalandır!
babaannemdir soluk fotoğrafta gülümseyen
bakışlarında serçeler uçuşan
öz ve öz babamın yüzüdür 
hergün kapanmaz bir defter gibi açılan

Yalnızım diyorsam gerçekten yalnızım
henüz çıkmadan sokağa
çoğaltmak için sevincimi
yüzümü gölgeler kentin perdeleri.

“Toplanmış Sevgi Ölüleri” adlı kitabından

GECEDE GÜLÜMSEME

          /Konuş birşeyler gecenin ortasındayız

Görüyor musun ayışığını
          yansımış odamıza pencereden
Kalkma! n’olur aralama tülperdeyi
          çok soğuk burdan dışarısı
Doğrul, kenetle ellerimi ellerinle
          geceye inat gülümse kucağımda
Bir yastık daha koyayım başının altına…
         durman için yatakta daha dimdik

          /Konuş birşeyler gecenin ortasındayız

Sesini öpmeliyim böyle gecelerde
          bağışla, öper gibi kırmızı bir karanfili
          yorgun düşen sesini akşamüstleri
Ellerini saymalıyım böyle gecelerde
          bağışla, sayar gibi imgelerini bir şiirin
          cam buğusu sürüver ellerini sabahleyin
Saçlarını yormalıyım böyle gecelerde
          bağışla, yorar gibi közlenmiş bir yangını
          yasak güneşlerle taran saçlarını

          /Konuş birşeyler gecenin ortasındayız

Tadını tatmalısın gülümsemenin
          biraz tomurcuk çatlamasına benzer
          biraz nar yarılmasına
          huy edinmelisin gülümsemeyi ancak
Tadına çiy düşmez gülümsemenin
          gülümseyebilirsin çekinmeden
          bir ağız dolusu bir yürek dolusu
          huy edin gülümsemeyi yeter ki geceleyin

          /Konuş birşeyler gecenin ortasındayız

dokun bir yerime, tezdir uykum
öp çocuğumun aşkına yanağımdan
sular bile susmaz senin kadar
          en uzun bir gece
on dakika bile sürmez beslen kanat yorgunluğu

          /Konuş birşeyler gecenin tam ortasındayız

“Gecede Gülümseme” adlı kitabından

AŞKIN VE SEVMENİN VAKTİ

Usulca sokul, terli kollarınla kanıma, hadi usulca
bi yokluktur hep, aşkla sevmenin vaktini beklemek

Sokul usulca terli kollarınla kanıma!

Bırak yorulsun çamaşırlar ipte.

Altın tırmanışta, dolar 1815’e fırladı.

Enflasyon yüzde 81, yıllık mevduat 85’miş – aldırma…

Bırak durulsun bulaşıklar mutfakta.

Kırağı düşmedi ya yaramıza!..

Varsın yarına kalsın umudumuz da.

Kaynıyor kaynamasına çorbamız da nasılsa.

Usulca sokul, terli kollarınla kanıma, hadi usulca
bi yokluktur hep, aşkla sevmenin vaktini beklemek

 “Aşk ve Prelüdler” adlı kitabından

TEN SUİTİ

Gecenin şehlâ sessizliğinde
göğsünün masum taçyapraklarını öpüyorum
ağzımın kâğıt diliyle
kâğıt dudağıyla ağzımın-
sahi, bir sözün kızteni duruluğunda
uyuyorsun saf kelebeksi kollarınla
etinin serin tülden uykusunu
sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı
Göğsümü uyuyan hercai erguvanım
ağzının üşümüş denizlerini öpüyorum
ağzımın beyaz diliyle
beyaz dudağıyla ağzımın-
sahi, bir imgenin kızkuşu akşamında
uyuyorsun saf ipeksi kollarınla
etimin suskun tülden uykusunu
sen, âh, ömrümün tenhâ ankâsı

Tenhâ şair tenimde
göğsüme damlamış
ılık tenini uyuyorum hâlâ

"Ten Kitabı" adlı kitabından

TENAŞK İÇİN BİR KAPALI SONNET

Dün öğlen gelendi dün ikindiüstü giden

Biraz da benimsin şimdi, ellerim saçlarında
yanaklarına değdi ya dudaklarımdaki ıslık
düştü sanki bileklerimden baygın bir yalnızlık
terini silmişim de unutmuşum alnında

dün öğlen gelendi dün ikindiüstü giden

alnında ter damlacıkları vardı alnında gelincikler

Biraz da benimsin şimdi, öpüşüm teninde
başlamış ellerimde bir gül titremesi
göğüslerin ki bir denizin suskun dalgaları
değer gibi oluyor ikide bir kirpiklerime

alnında ter damlacıkları vardı alnında gelincikler

ürkekliği bir serçeydi duruşu bir serçe

Sarmış sanki bir bulutsu yel, bir dolu sevinç yüzünü
solur gibi dilini kitapların. – Kollarıma damlamış uykusu
ilk kez okşamışım da yansımış yüzüme gülüşü

ürkekliği bir serçeydi duruşu bir serçe

dün öğlen gelendi giden dün ikindiüstü

Biraz da benimsin artık, Elsa’sı kadar Aragon’un –
bırak gezinsin alnımda sesinin uçuşu usulca
uyanırsa geceliğinde ellerim, bırak uyusun soluğum

dün öğlen gelendi giden dün ikindiüstü

"Ten Kitabı" adlı kitabından

MANDOLİN HÜZNÜ

Şehre tenha sesimi üfledim bu sabah
yüzümde başlayan gün donuğu bir şiirle
ilkokul çocuğu duruluğunda

duran bir gül imgesiyim şimdi
akşamın kırılan aynasında

sahi, ağzı kuş dolu bir çocuk
mandolin mi iştemişti benden
yüzümün bükülmüş göğüne çekildiğim
içimin üşümüş denizlerine döküldüğüm o an

heyy çocuk, çocuk kalbim
anne şefkati tadında bekle biraz daha
her çocuğa bir mandolin düşer belki çok yakında

içim ki mandolin hüznü bir şiirdir artık
tırnaklarını yiyen bir çocuk dalgınlığında
düşmüş balerin beyazlığında içinden ağlayan
 
“Hüzün Kitabı” adlı kitabından

TENHÂ

Dingin ve kederliyim sanki
gök nilüferleri duruluğunda
kalbim dönüyor aşktan
bir yaprağın göle düşmüş sesi ki
ağrıyan bir imge gibi
duruyor göğsümde

Ben ki uzun saçlı bir hayatın
terlemiş dişil zambaklarını
örterdim
akşamın derin kalçalarına
upuzun uyurdum aşkı

Ey kalbim!
Git ve bir kız çocuğuna sor tenini
boşalt karnının denizlerini
gecenin denizine

Ben tenhâ bir sesim nasılsa
senin etinde

“Hüzün Kitabı” adlı kitabından

KALP SİNEMASI

Nedir sahi hayatın yalnızlıyor olması bende
bembeyaz bir karanfili tutup içime götürüyorum
tutup içime götürüyorum günlerin sus saatlerini
durmadan ince bir şeyleri götürüyorum işte
vakitlere gider gibi iççekmeceme sessizce —
Bak, oturmuş kanyak ağırlığı oluyorum gitgide
kırık ve dökük otel odası Hayâllerim Aşk ve Sen gibisinden
hayatın plâğındaki pembe cızırtı gibi ahşap otel sesi
yaşarken daha bir ölüyorum renkleri her renkte
o kadar çok ölüyorum ki
sanki ıpıslak yedinci sanat şiirimin yedinci dizesi
yüzüm donmuş kan ayna ne yazık ki

Ah, kalbimin kamerasına film sıkıştı!

“Sinema Kitabı” adlı kitabından

SEVMEK ZAMANI DÖVMESİ

                                                    Annem için Metin Erksan’a

Kalbim şiirin ve sinemanın azıysa sende kalsın
sende kalsın azlardan çoğalmış resmim
gözlerimde siyah-beyaz aşk sesi
sol yakamdaki Sevmek Zamanı dövmesi
içimdeki sepya kum saati dökülmesi sende kalsın
ben üstü kapanmamış kirli beyazlardan
küçük yeni mutsuzluklar yaparım kendime nasılsa
buruk renklerin gidip gelişleriyle
hayatın ince ses sayfalarında

Kalbimin küçük şiiri duruk dudak Sema Özcan’sa
)beni sakin anlıyorsun sende kalsın
içimin parkında aşkla âşık yan yana durdular
kumla deniz yan yana
gözlerimin sahilinde yan yana durmalar güzelliği
rahat nefes alıyor bak
göğsümün güvercini

Kalbimin kırık cam sineması camcan boşluklarsa
beni durgun duyuyorsun sende kalsın
istersen Sevmek Zamanı bir dövme çiz sen de kendine
benden ve incelmelerden
hayatın dublaj seslerini çizmeden

kalbim--küçük aşk suresi kanatlı melek sureti
bir çerçeve içi mutluluk ederse--ki eder!
)sana kalsın

17 Aralık 1999

“Sinema Kitabı” adlı kitabından

NİŞANE

                              Banu S’ye hep...

1
ister üzül ister üzülme, ben her ikisiyim nasılsa
kalbimdeki yalnızlıkla geldim bu bedbaht dünyaya
ağzımdaki yalnızlıkla gideceğim
kadın var, tanrı var, aşk yok diyerekten
kadın var diye tanrıya inanaraktan
böyle nebi’l böyle derin böyle ağlaya ağlaya

2
kalp solda aşk sağda olduğundan
kınım ve bıçağım sende durduğundan
içimi ellerinle yunduğundan--
eğil bak içime zamanıdır, içim senindir!
seni sana bir bir göstereceğim!
anladıklarımın kitabı var orda: aşk kadın mahşeridir!

3
senle ve harflerle uğraştığımdandır harap ve hurûfi bir adamım
tesadüfe bak ki, “h” harfiyle başlayan hüzünlü bir ad adım
gidip gidip ellerinin cennetinde ölsem de yedi harf
inanıyorum ki—
benden başka hiç kimse dolduramaz kader hurûfatımı
b: boynum ve öpülme yerlerim boğum boğum kangren
s: parmakuçlarım zehir uçlarım, kalbime dolanan yılan
ömrüme baka baka anladım ki aşk denen mabet yalan

4
bak, sen yine yoksun, sahi hiç olmadın ki
memleket işi çakımı sevgili edasıyla etimde gezdiriyorum
tek kelime Kürtçe bilmesem de senden vahiy kızım--Bejan Sidre
Hakkâri uzağı bir Kürtçeyle ne de içli ağlıyor--
oysa ben seni ağzındaki ve saçlarındaki İzmir’den sevmiştim
bağışla, hastalıktan mı yaşlılıktan mı ölüm duygusundan mı ne
insan kendini yas aşireti içinin doğusunda buluyor
âh, hazır bulmuşken, sende kendimi bi’güzel öldürebilsem
işte o zaman, ben de sana fena halde fotojenik gelirim!

5
kanser şâir hastalığı değilse eğer, beni bir kadın öldürsün
vefâ’
en
ve lütfen!

“Vakitler İncelikler” adlı kitabından         

ANNE VAKTİ

                             Neyi gerçek seversen o kalır, gerisi döküntü
                             Neyi gerçek seversen koparılmaz senden*

Beni bir şiirden mi doğurdun anne anneler başka ne doğurur
beni bir şiirden mi doğurdun anne mısrâlar bana anne diyor
büyümüş de küçülmüş çocukların konuşamaması şiirden
ömrümün hikâyesi her sayfası buğulu nasihat defteri senden
her anne bir anne yumağıdır çocukların kalp albümünde
çocuklar ağlasalar da birer gül inceliğidir annelerde
sahi, beni bir şiirden mi doğurdun anne anne hanginiz!
çocuk gitmekti anne kalmak hani! hani hep kalmaktınız!
gitmek bir kalmak ikidir--anneler hep iki kişidir
ikinin biri sevmesidir cennet cennete anneden gidilir
kim uzun susarsa bilin ki daha uzun konuşur içinden
bir yılda bir gün ne ki her anneye bir Anne Günü lütfen
evlerin odalara buyurgan bakması babaydı da anne kimdi
annem dört harften yapılma ev kışı bir susma şimdi--
A      öyle ya da böyle mahcup bir türküdür ömür dediğimiz
N      insan en içli tenhasından kanardı tenhalık siz miydiniz
N      anne sözü ilktir anne sözcüğü hep liriktir
E       hiç düşündünüz mü tanrı sesse anne tanrıdaki ses midir!
âh, hatıralar da ân gibi ölümlü müdür yoksa--
dünya dursa, tüm gidenler dönse, hayat herkese anne olsa
neden uzaklar gözanne de yakın herkeste bir kekeme

Doğum şiir de ölüm ne?
                                         Beni bir şiir olarak yeniden doğur anne!**

 * Ezra Pound
** Mehmet Yaşın

“Vakitler İncelikler” adlı kitabından

ÂH’ESTE!

                             O’na ve kendime! 

her sözünü yutan taşını çoğaltır ağrısıyla
her insanoğlu bun ya da kün gamdır
sınar kendini hayatla göğsündeki yalanda
her içi yarılanın kalbi, aşkı kanayanın bahtı açıktır dâimâ
her içe atılmış söz bıçaktır anlayana

bak, herkes kalbini anlayamaz, sızı herkesi anlar
herkes kendinin kardeşidir, göz göze konuştukça
bak, ömrüm mor bir gök üstümde, ağlamakta
koluma girip beni yürüme öyle âh'este âh'este
ne kadar aşk ederim ki bu hâlimle, kırk üçümde

ömrün takvimini günler anlatır unutma
bak, kaç gündür inkıta bir cuma gibiyim
damarlarım gepgeniş de kanım nasıl da dar--
âh, Allah bazen şiir ve kadın gelince gidendir
yaşlanıyorsak ve ölüyorsak anla ki zaman var

kaderim için bir dramaturg lütfen!

 “Vakitler İncelikler” adlı kitabından

ÜÇ RENK SONE

                                         Banu S.*’ye;
Ergin Günçe, aşk ve gencölmek yalanı için!

I / siy’
 âh!

vaktimi vefa saydım çekildim kimseye söyleme
ölmek gibi korkularım var ama buna ölmek denmez
yas duygusu benim Yeşilçam hâlim fazlasını bekleme
kalbini pergelle çizenin ardından nâyihası bile gitmez

avuçlarımı döksen beni anlarsın sudan korkan bir denizim
aşk ve su adına içime üflediğim her dua bir siyah kahkaha
Ergin Günçe bir ân’kara iki gözüm nasıl da gencölmek genzim
âh, üç günah işle ikisini öldür akşama, tek günah horoz sabaha!

buralar Belçika browning’i alaca bulaca dikyokuş büsbütün
sahi, göz tuzağı otuz üçümü hanginiz öldürdünüz daha dün--
bana n’olmuş böyle! elimin hatırladığını ağzım hatırlamıyor

mendil cebimi kim doğradı benim mor mendilim nerde!
aşk veremiyle öksürmek şehvete şirk şüpheye müsvedde
beni böyle tanrı pozu kim öldürdü--kimse beni ağlamıyor!

II / bordo

iğnene jest ve iplik geçir de bekle
apseli bir şeyler var aramızda--olsun!
gözlerin ne kaçırır ne der kalbine jelatinle
bırak, bordo bir acı ağzım seni konuşsun

beni duy beni anla beni dik bana yapma!
iğneleri saymazsak aşk kırk ilmek delilik
bak, ondört boğum her dizem nasıl da kanama--
âh, ömrümün kün’ü sözcük bu işte: ters teleferik!

içimde sektirdiğim taşlara sor anlatsınlar beni
kendi uzağına düşmüş biri mi küfrüne bile albeni!
Araklı yalağuzu bu çocuk ne yapsa kasaba ağlağı

aslında böyle üç Hüseyin çıkar bu ömürden
yâr-ı âh âhiri aşk üç Hüseyin den den den--
— beni seslemeyin, sesim kendime türkü bıçağı!

III / kurşûnî

üstümüzde horozbaşı bir gök bile yok kimseye söyleme
eski ağzın hep güzeldi! şimdi gelsen de sesime devrilsen
nü(ans bir ağlamayım bak, aşk ve ölüm iki harfim kendime
aşktan çok ölümüm belki de kurşûnî zûl beni sen öldürsen

âh, bilinir ya zalimliği ayların sayende asıl zalim mevsimler
Mallarmé severdim kış severdim geç bunları--lan bu kış sen kışı!
bu saatte bir bir gamzelerin geliyor aklıma hepsi de aptessizler
zerre yokum aklında, beni sorma--tenimin dörtte üçü uçak kazası!

hırpani olmam ürkütmesin seni anahtarı bende ebediyetin
gençlik de güzellik de ölüm cümlesi heyhat--göz cümlemle yetin!
doğmayan oğluyum soğuk mevsimlerin kendime dönüyorum

ömrümün bıçaklarını ters biledim herkes beni dağlık sansın
vedâma siyahkâr bir mil çektim o kadar, bir şeyim yok, dağılın--
bütün kaplumbağaları ters çevir gülüm artık ölüyorum!


* Bütün arkadaşlar Batıya gitti
   Ben buralarda kaldım S.
   Ama çok şey öğreniyor insan
   Öz yurdunda kalırsa! (Cahit Külebi)

“Şifalı Taşlar Kitabı” adlı kitabından

KANTAŞI

Ben Hûseyin, hiç kimse ve hiçlik taşı
gül ve ayna vezni
gizli günah aşkın kantaşı

Bir adı da alyanstan sızan kan aşkın
hem jest hem jilet takdiri
ağrı sözü hep acıtır oysaki 

Taşa sor, eninde sonunda her aşk işmar ve infilak
kalp acının gözler aczin mahşer defteri--
âh, aşk dilsizlik de aşklar taş imtihanı ey sevgili

Hem Lâl hem Zülâl senin adın bundan böyle
benimki Hûseyin, bıçağa ve gelene geçene
de ki, aşktan ve ölümden benim çirkinliğim

İşte Ol’du: Kan ve taş nefreti benim güzelliğim!

“Şifalı Taşlar Kitabı” adlı kitabından

ŞİİRTAŞI

       Şair, sözcükleri dini yapıp kendi dünyasını ve dilini sustuğu sürece şiirini bir kimlik gibi yanında taşır. Bu paradoksal durum aynı zamanda şairin kendini içselleştirmesidir. Yaratıcılık aşamasında sanatsal uğraşların en masumu olan şiir, dipte de yüzeyde de daimi kandır. Şairin, sürekli yanında sözcükler ve kantaşı taşıması hem yaralarını sağaltması hem de kendini dünya ve hayat karşısında korumasıdır. Şiir ki, beyaz ve kara da doğsa sonuçta kandır!
       Şair ki görür, duyar, tadar, dokunur, anlar... Beş duyunun en güçlü duyumudur şiir; gördükçe, duydukça, tattıkça, dokundukça, anladıkça şiirin daha iyisine çalışır. Hep çalışır.      
       Tan ağarmasından ten ağrısına gündüz ve gece şairindir!

&

       Kana ve bıçağa sor, kendini arar gibi ara şiiri. Kendinden kurtulup kana gittikçe şiir çokanlamlılık!
&

       Derim ki, en güçlü ölümsüzlük şiirde... Âh ne var ki, insanın beynine ölümlü olduğu zorla ve çivilerle çakılmış, doğduğu gün! Aşk hariç, beyaz örtü iki ölüm var işte: Biri kundak biri kefen. Şiir sonsuz beyaz... Tanrım, yaşamak ve ölmek için ne kötü bir zaman! Şiir ve zaman, ikisi de kan ve şiirtaşı varolmaktan çıkar.
       Aşka ve şiire rağmen, nasıl mıyım!? İki nehrin ağrısını ve ağırlığını kaldıramayacak kadar güçsüz ve yalnızım.

&
      
       Say ki, kalp ve kâlb her şeyimi yitirdim. Şiir bile zarar ömre, bir yaştan sonra!

&

       Şiir dil, göz ve kalple işaretleşme bir yerde. Dil, göz, kalp mesafesi elimi tut. Şiirsel bilginin birazı heyecan ve haz bilgisi. Şiir bizim nemiz, şiirler söylenmeseydi nemiz eksilirdi? Her yerimiz değilse de üçte ikimiz! İkimiz olan içte ısınmış şifalı yirmi beş taş bende! Şiirsel heyecan beş taşımla bikoşu sana gelmek isterdim, sol elimin beş parmağı beş taş işte:
       1) Güneş Taşı, kan ve gül aksanım
       2) Dağ Kristali, bencileyin kendime savrulmam
       3) Arzu Taşı, içimden daha genç, içimden geçme hâlim
       4) Şefkat Taşı, aşktaki sütannem
       5) Zebercet, âh, serçe parmaktan hiç Zebercet olur mu!

       Kalp ve kâğıttaki yâryüzü, şiirdeki mutlanma, beni bırakma!   

&

       Uzak güzelim, sebebim, kıyı taşım! Beni kendine çek ya da can-ı gönül savur en uzağa. Haz ve göz defterimde sektirdiğim taşlar ki içimle akraba. Taştan akraba mı olur deme, bir taş vızıldamasıyla kendini öldür de gör hele! Hep bir yaşamaşk, yaşayamamak sıkıntısı hüznün dünkitabı bu dünya. Âh! Zaman’a dün, Aşk’a kün de ve ağla! Taşlar seni duyar.--

       Şiir, Zaman ve Aşk, iki şeyin gençlik taşı. Sustun, duydum!

       Gençliğim ki, taş başını yol eden bir allı gelinle gitti gideli ömrüm hem çok damat hem değil
o gün bugündür
şiir bende içağrı
Bengü
taşı--


                  H’iç
                        kı
                           rık!     

&

       Tine, taşa ve tene sor. Üçü de susma antraktı, anlam çokluğu. Şiir, hem varlık ve hem yokluk işte. Boşluklar bırakarak yazmak gecikegeleni, görülegideni. Sahi, gelmek gitmekle çakışır kimileyin. Şiir, duymak duymak ve anlamak çoğun. Şiir, tıka basa tıknefes can sıkıntısı.

&

       Âh Zülâl! Bak, ikimiz de çaktık Aşk ve Metafizik dersinden. De ki, taşlar bile yanılır, tuzdur yarayı kimsesizleştiren, yarasına taş tutan aşkta ikmale kalır. Sahi, beni taşa tutacak el sende kaç tane! Adım sende kaç leke, kaç boğum! Bak, içim nasıl da tek tek deyi ve dizeler mezarlığı, ân’la!

&

       Bu bir şiir tanımı değil; şiir, kalbin ve kalemin kan günlüğü!

&

       Şairsen, ölüm pelerini taşı sırtında, üç ölüm var hayatta: biri cennet ikisi cehennem.
&

       Şimdi ölsem güzel bir ölü olurum! Ölüm sıragöller, ölüler taşşehir...  Acının azında anne dağı, hüznün pergelinde baba dağdağası. Ölmemişsek, sıla ve gurbet dürtüsü kalbin örtüsünü bile kaldırır. Ölmek sadece şiirlerde güzel. Yediuyurlar’da yedi küçük ölüm gibi bir şey şiir, paradoksal--
      
       bir: taşların kınası sürün, yaranın balını tat, bazen çok gençtir ölüm de!
       iki: durma! taşlardan çakıllardan arkadaş edin kendine, her ölüm tekil veda!
       üç: intiharın nehrinde yüzen sonsuza dek şair kalır, gitme!
       dört: kendimde kaç kişiyim deme, söz bittiğinde tek ü tenhâ herkes!
       beş: zamanın şerefeleri göktaşı, gök ki paramparça dilimde!
       altı: Tanrı da şiir de beyazdır; Tanrı ölünce kara, şiir ölümsüzleşince siyah!
       yedi: günlerimizin hüznünü saç tokanla topla, kimselere söyleme, ölmüş olabiliriz!

       Şiir, kanuyku, en güzel ağlama!   

“Şifalı Taşlar Kitabı” adlı kitabından



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder