1 Mart 2018 Perşembe

HÜSEYİN AKIN



(8 Şubat 1965, Türkeli / Sinop - )


       Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Şişli İmam Hatip Lisesi’ni (1983), Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni (1989) bitirdi. Gebze ve İstanbul’da öğretmenlik yaptı. İstanbul’da yaşıyor.
       Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kardelen, Derkenar, Düşçınarı, Endülüs, İtibar, Kırklar, Kırknar, Lamure, Ünlem, Yansıma gibi dergilerin mutfağında bulundu. Çeşitli gazetelerde kültür-sanat yazıları yazdı. Radyolarda şiir ve edebiyat programları yaptı. Elektronik edebiyat dergisi dergibi.com’un editörlüğünü üstlendi. 
       İlk şiiri 1987 yılında yayımlandı. Şiirleri, öyküleri, yazıları ve söyleşileri Akit, A’mâk-ı Efkâr, Ayasofya, Birnokta, Dergâh, Derkenar, Deve, Düşçınarı, Endülüs, İkindi Yazıları, İtibar, Karabatak, Kardelen, Kırkayak, Kırklar, Kırknar, Kitap, Lamure, Milli Gazete, Özülke, Sağduyu, Şiir Ülkesi, Türk Dili, Ünlem, Yansıma, Yedi İklim vb. gibi dergi ve gazetelerde yayınlandı. Edebiyatın şiir, öykü, deneme ve inceleme alanlarında ürünler verdi. Sokak sosyolojisi bağlamında kitaplar yazdı. Şifahi kültür ve hatıra alanında kitaplara imza attı. Hüseyin Akın şiirinin, en önemli özelliklerinden biri okuyucuyu şaşırtmasıdır. Akın klişeleşen yargılarında aksini iddia eder ve okurun ezberini bozar. Hüseyin Akın`da deformasyon, şairin ironik bakışının bir tezâhürüdür. İroni, şiirinin hayat damarlarından biridir.
Ödülleri: “Hû Dönüşü” adlı kitabıyla 2014 Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Sevmek, Karanfil ve Kiraz (1997)
& Ay Tanığım Olsun (1998, Beyan Yayınları, İst., 64 s.)
& Çöl Vaazları (2001, Birey Yayıncılık, İst.)
& Kumaştan Çalan Terzi (2003, Mavi Ağaç Yayınları, İst., 55 s.)
& Ömrümün Kısa Günü (2009, Profil Yayıncılık, İst.)
& Yan Tesir (2017, Şule Yayınları, İst.)
       Öykü Kitapları:
& Hepsi Hikaye (2007, İlke Yayıncılık, İst., 102 s.)
      Deneme Kitapları:
& Deneme Yanılma (2003, Mavi Ağaç Yayınları, İst., 155 s.)
& Ateistler İçin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (2005)
& Kitabım Çıktı Alınmayın (2006, Lamure Yayınları, İst., 136 s.)
& Geçmiş Günler Matinesi (2007, Artus Kitap, İst., 145 s.)
& Canlı Renkler (2010, Profil Yayıncılık, İst., 128 s.)
& Hû Dönüşü (2014, Ülke Edebiyat, İst., 102 s.)
& Kaybolmak İçin Nereye Gitmeli (2.Baskı: 2016, Ülke Edebiyat, İst.)   
& Yalan Dünyanın Yanlış İşleri (2014, Ülke Edebiyat, İst., 134 s.)
& Tespitçi Dükkânı (2017, Ülke Edebiyat, İst., 160 s.)
       Şehir ve Anı Kitapları:
& Ayağımda Kırk Numara Kağıthane (2011, Heyamola Yayınları, İst., 184 s.)
Hakkında Yazılan Yazılardan Alıntılar:
/  “Hüseyin Akın şiiri, dersten kaçan haylaz bir talebenin yüzündeki muzip tebessümü hatırlatır bana. Bir yoklama kaçağıdır bu şiir. Sıraya ve hizaya asla girmez. İnsanın yaradılışındaki bilgeliğe aykırı hiçbir şeye asla selam durmaz. Uçarıdır, dik başlıdır, meraklıdır, çocuksudur. Diliyle, imgeleriyle,  gündelik hayatın içinden çekip çıkardığı usta işi gözlemlerle büyümesi durmuş bir çocuğu andırır. Kelimeleri kuyumcu titizliğiyle işlerken bile uçarı bir muziplikle dokunur onlara. Değiştirir, deforme eder ve gerçeğin şık bir parodisine dönüştürür onları. Teşrifatçı değildir Akın şiiri. Gösterişten, büyük sofralardan, büyük nümayişlerden, büyük söylevlerin şehvetli kırıntılarından hiç hazzetmez.
       Akın şiiri mülkiyetsiz bir şiirdir. Çünkü bütün mülkiyetleri yakan ölümün izinde yürür hep. Ölümün sözünden çıkmaz. Sözlerini besleyen vaazlar, dünyayı yaşanmaz bir hâle sokan fesatçılara, çıkarcılara, haramilere dek uzanır. Kumaştan çalan terzilerin foyasını meydana çıkarır. Kaçar gibi sever dünyayı. Uzaktan, mutmain ve gönlü tok. “Soğuk savaş üstüne haydi abdest alalım/ ılık su iyi gider dünyanın gidişine” dizesiyle bizi dünyanın görülmemiş arka bahçelerine çağırır. Arka bahçelerde soğuk sular, rüyalar ve kaybettiğimiz insan dikkatlerimiz vardır.
       Dünyaya inanmayan ama rüyaya inanan bir şairdir Akın. Bu yüzden nereden bakarsak bakalım, gökyüzü gibidir onun şiiri. Gökyüzü gibi dingin, gökyüzü gibi uçarı… Sahi, uçmak da aslında gökyüzünde yürümek değil mi? Ayakları göğe sağlam basan bir şairdir Akın. Yüzü, yerden yağan rahmeti karşılama heyecanıyla her dem apaydınlıktır. Rüyalar gibi.”
                                                                                              Ahmet Edip Başaran
/  “Şiir konusunda konuşacak yetkinlikte görmüyorum kendimi ama Kumaştan Çalan Terzi, sessizce ve müddei olmadan şiirini ören Hüseyin Akın için “ustalık belgesi”ydi benim gözümde. Daha sonra da şiirler yayınladı. Neden bilmiyorum, bu kitabın yeri bende ayrıdır. Hep ayrı oldu.
       Hüseyin Akın derken, ayrıca, önemli bir deneme yazarından söz ediyoruz. “Meselesi olan bir edebiyatçının yazdığı denemeler nasıl olur?” Herhalde Hüseyin Akın’ın yazdığı gibi olur. Nurullah Ataç’ı yıllardır zevkle okuyoruz. Eskimedi, eskimiyor. Rasim Özdenören’i okuyoruz. İsimleri çoğaltabiliriz. Hüseyin Akın da, süreç içinde, mühim bir deneme yazarı olarak temayüz etti. Çünkü hep okuyacağımız şeyler yazıyor.
       Dost Hüseyin Akın için söyleyeceklerimi mahfuz tutuyorum. Bu, ancak, başlı başına bir yazı konusu olabilir. Şu kadarını söyleyeyim: Yanında kendinizi rahat hissettiğiniz biridir Hüseyin Akın. Onun yanında susarak saatler geçirebilirsiniz. Bu suskunluklar batmaz. Zaten, yanında rahatça susabildiğiniz biri dostunuzdur.”
Ahmet Kekeç
/  “Hüseyin Akın, cevval şiirler ve yazılar kaleme alıyor. Risk alarak yazıyor: Uzun dizeler kuruyor, emek isteyen mevzular seçiyor, itiraz ederken nezaketini korumaya çalışıyor. Akın, çalışkanlığına eşlik eden bir hüsn-ü niyetle yazıyor. İtimat ve emniyet telkin eden bir kültür insanıyla karşı karşıyayız.”
Ahmet Murat
/  “Hüseyin Akın’ın bugüne kadar yayınlanan dört tane düzyazı eseri var. Fakat bunlardan en son çıkan Canlı Renkler’i bir milat olarak görmek lazım. Bunun nedeni ise Akın’ın Canlı Renkler’de bir tür kültür ve ahlak arkeologu gibi hareket ederek önemli bir birikim inşa etmesidir. Akın’ın bu yazılarındaki temel derdi hatırlama gayretidir. Neyi yitirdiğini dahi hatırlayamayan bir toplum haline geldiğimizi hesaba katarsak, bu önemli bir gayrettir. Geleneğin ve kadim kültürün zenginlikleriyle onlardan mahrum kalan yeni kuşaklar arasında köprü olmayı seçmiştir o. Bu seçiş zorunlu olarak onu kimi köşe taşı isimlere yöneltmiştir. Bu isimler Canlı Renkler’de bir resmigeçit halinde yerlerini almıştır.
       Beşir Fuat, İbnülemin, Tanpınar, Asaf Halet, Topçu, Kutuz Hoca ve Hüsrev Hatemi gibi Türkiye’nin yirminci yüzyılda geçirdiği dönüşümü bizzat yaşayanlar, Hüseyin Akın’ın yazılarında yakından baktığı isimlerdir. Bu isimler aracılığıyla edebiyat ve düşünce gibi iki hayatî alanın temel dinamiklerini ve değişimlerini tespit eder. Böylece bir yandan bize bilgi aktarırken öbür yandan da ahlak seviyemizi yükseltir. Hüseyin Akın’ın mevzubahis yazılarının Canlı Renkler sonrasında İtibar’da devam ettiğini de belirtmek lazım.”
Ali Görkem Userin
/  “Hüseyin Akın anılırsa veya anarsam, İbrahim Tenekeci’yi, İbrahim Tenekeci anılırsa Hüseyin Akın’ı da hatırlarım. Çünkü doksanlı yılların sonuna doğru, ikisiyle aynı günde tanıştım. Her ikisi de bu hayatın iniş ve çıkışları üzerinde, dengelerini kaybetmeden dururlar. Her ikisi de Müslüman şairlerin coşkuyu (cûşiş) en fazla tatmış olanlarından, coşkulu şairlerin en dengelilerindendir. Hüseyin Akın, biraz daha "muallim bey", İbrahim Tenekeci ise biraz daha fazla "ağabey"dir. Bu iki dost, hayat olaylarına Müslümanca bakarlar, duruşları alçakgönüllüdür. Fakat kendi şiirlerinin ve yazılarının da değerini bilen bir duruştur bu. Onlar ne düşünürler bilmem, fakat ben onların şiir zevkini ve şiir anlayışını, benim şiirimin doku ve kan grubundan kabul ediyorum. Her ikisine de hoşça seyahat diliyorum bu sefinede.”
Hüsrev Hatemi
/  “Hüseyin Akın, benim için “uzun bir dürüstlük” demektir. Edebiyatta, birkaç sene bile uzun bir süre kabul edilir. İki şairin beş sene arkadaş kalması, mühim bir olaydır. Biz ise, çok şükür, yirmi senedir bir ve beraberiz. "Kardeşten ileri" denilir ya, öyleyiz. Sühreverdi, “Dostluğun Şartları”nda şöyle der: "Ayrılıktan şiddetle kaçınmak, birlikte olmaya ısrarla devam etmek…" İkimiz de bu nasihati tuttuk, Allah'ın izniyle, tutmaya devam edeceğiz. Hüseyin Akın iyi bir şair ve iyi bir yazar. Bana kalırsa, hepsinden daha önemlisi, iyi bir insan. Çünkü o, gökkubbede hoş bir seda bırakmak adına, hoş olmayan işler yapanlardan değil.
       Hüseyin Akın'ın bir diğer özelliği de alabildiğine cömert olmasıdır. Zengin olmayan bir insanın cömert olması, ne güzel bir şeydir öyle…
İbrahim Tenekeci
/  “Hüseyin Akın bizim kuşağın rekortmenlerinden: Şimdiden on beş kitap yazdı. Alnının teri, bileğinin hakkıyla şiirde ustalaştı. Hikâye cephesindeki üstün hizmetleri yazık ki ödüllendirilmemiştir. Denemelerinde işlek bir barışçılık vardır. Espritüel, enerjik, şerbetmeşrep bir edebiyatçıdır.”
Murat Menteş
/  “Biz şuara ne kadar avunsak da, Ademoğlu’nun kahir ekseriyeti şiir dışında kalan bir dünyada nefes alıp verir. Şairler şiir yazarken terlemezler, kafiye düşürürken yorulmazlar. Onları asıl bitap düşüren, asıl hırpalayan şey, şiir dışında kalan o dünyada nefes alıp vermeyi reddetmeleridir.
       Yaş ilerledikçe, şiir hususunda hayran olunacak şeyin parlak mısralardan, harikulade icatlardan daha başka bir şey olduğunu öğrendim. Nedir o? Şiirde ısrar etmek, temas ettiği her şeye şiiri bulaştırmak, her temasından üstüne şiir sürünmek. Şiir mihengine vurulmamış olanı reddetmek.
       Hüseyin Akın’ın yazdığı şiirle rabıtanız olur ya da olmaz. Meşrebinize uyar ya da uymaz. Ama yazdığı her satırdan önce o ısrar okunuyor. Bunun hakkını vermek, bunun altını çizmek lazım.
       Bir de şu: Tevekkeli değil, bir laf söyleyince başına iş gelmek, şairliğin şanındandır.”
                                                                                                          Süleyman Çobanoğlu
/  ““İsmi Hüseyin konmuş çocuklar, bir kadim hikâyenin yükünü omuzlamakla mükellef olurlar” diyesim geliyor. Hüseyin Akın yanımda durduğunda, “kalabalığa karşı yürüyebiliriz” duygusunu derinden hissettiren adamlardan biridir benim için. Hayatla, ölümle sahih, sahici bir ilişki kurmuş insanların içindeki derin yaraya rağmen mütebessim yüzleri vardır. Hüseyin Ağabey'in yüzü diyorum; yarasını örtmeyen bir gülümseme taşıyor. Hayatında edep olanın, kelimelerinde de edep oluyor. Şiiriyle, edebiyle, yarasıyla, tebessümüyle yanımızda durduğumuzda, "dur bakalım, Allah önümüze daha neler açar?" dediğimiz adamlardan. En nihayetinde dünyaya değil, rüyaya inanıyor. Bu da kafi yaşamak için.”
Tarık Tufan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder